Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

18 tane "masaliçe" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"masaliçe" tagli diger ogeler resimler , videolar

masalüstü..

.
Sağ gözümü yumdum, sol gözümü açtım diye, göremem mi sağımdakileri? Yahut arkamı döndüm diye yalanlara, hep gerçekler mi çıkar karşıma? Veyahut yorganı kafama kadar çektim diye, gökyüzü mü kararır?

..

Ne çok eski ne de çok yeni vakitlerin birinde, bir kız çocuğu varmış. Hani haylice yaramaz bir çocukmuş bu kız. Huysuzmuş bir de üstelik. Annesine, babasına, arkadaşlarına dar edermiş dünyayı. Lafın kısası değme haylazlıklar ondaymış.

Babası ne etsek de bu kızı yola getirsek diye kara kara düşünürmüş. Adamcağız böyle çaresizlik içinde kıvranırken, in mi yoksa cin mi olduğu belli olmayan biri, bir oyuncak vermiş adama: al bunu kızına ver diyerekten. Baba bir hayli zaman anlamamış oyuncağın ne olduğunu- ne işe yaradığını. Çok evirip çevirmiş,bu kutu gibi oyuncağı. Sonunda “ Bizim kızı uslandırmaya fayda etmez ama belki bir iki gün sesini kestirir” diyerekten kızına verivermiş, oyuncağı.

O günden sonra kızı ne zaman görseler elinde bu oyuncak varmış. Dahası sesi soluğu çıkmaz olmuş kızın.

Baba bu kez de kızının bu suskunluğundan rahatsız olmuş. Kendi kendine “ ne olduysa o kutudan oldu, o kutunun ne olduğunu mutlak anlamam gerek” demiş. Ama gel gör ki kız o kutuyu elinden hiç düşürmez, onla yatar onla kalkarmış. Babası bir-iki kere istemiş oyuncağı kızından, ama almak ne mümkün. Kızın inadı tutmuş, göstermemiş dahi..

Bir gece, baba kızının uyuduğundan emin olup, gizlice alıvermiş kutuyu. Birkaç zaman öylece bakmış kutuya. “ Hay aksi şeytan, ne var bu kutuda. Bildiğin kutu işte” diye hayıflanmış. Tam kutuyu yerine bırakacakken görmüş içindekileri. Daha önce nasıl da fark edemediğine şaşırmış: kutunun içindeki üç bölmeyi. Bir parça daha yaklaşmış kutuya, ve ilk bölmede “bizi buradan kurtar!” diye bağrışan “çocukluğu, masumiyeti, mutluluğu” görmüş. Görmesiyle beraber de bir çığlık atıvermiş. Yüreği var gücüyle çarparken, cesaretini toplayıp ikinci bölmeye bakmış. Boş olduğunu görünce kuşkulanmış, yüreği bir fazla rahatsızlanmış. Son gücüyle üçüncü bölmeye bakmış. Bu bölmenin de çoğu boşmuş. Ama gördükleri içinde babanın yüreğini en fazla bu bölme rahatsız etmiş. Üçüncü bölmede kalan azıcık “hüzün” ün üzerine birkaç damla “aşk” bulaşmış.

Deminki çığlığı duyan kız, tatlı uykusundan uyandığında kutusunu göremeyip, soluğu babasının yanında almış. Babasını yere yığılmış bulunca n’olduğunu anlamış. Babası gözlerinde fer kalmamış halde sormuş:

- Bu nasıl oyuncak kızım?

Kız biraz ürkek, biraz cesur yanıtlamış:

- Bu benim masalüstüm baba! Şimdi onu ne kadar anlatsam da nafile!

&&&

Sağ gözümü yumdum, sol gözümü açtım diye, göremem mi sağımdakileri? Yahut arkamı döndüm diye yalanlara, hep gerçekler mi çıkar karşıma? Veyahut yorganı kafama kadar çektim diye, gökyüzü mü kararır?

İşte bu da benim masalüstüm! Solumla, yalanlarımla ve karanlığımla benim masalüstüm! Şimdi onu ne kadar anlatsam da nafile!

"Acı" ya dair..

 

çoğunun ki somut..

benimki biraz somut, biraz soyut. ama daha çok soyut. farkındayım ama bu birşeyi değiştirmiyor.
sokaklarım uçsuz bucaksız, kayboluyorum araken. köşe başlarında hep aynı siluet. yetişmek, uzanmak, yakalamak zor!

her pencere başka bir diyara açılıyor. kafamı uzatmamla, küçülüyor, ufalıyor, yok oluyor. dönüş kapıları ya kapalı, yada yok. her diyarda dökerek yürüyorum parçaları.. geri dönmek, uzanmak, toplamak zor!

birkaç ayışığı var gecede, nispeten tek yıldız. ilerledikçe aydınlanmıyor, aksine kararıyor. onu tutan direk kırılmış çoktan, gök üzerime çöküyor. parıltı yakın ama uzanacak takati kendimde aramak, bulmak, çıkartmak zor!

karşımda duruyor işte "somut" bir adım atsam titreyecek belki, ama bendeki "soyut" da sarsılacak. soluduğum hava buram buram korku yüklü. alnımda, göz kapaklarımda o bilindik sancı.. "soyut" acır mı? anlamak zor!

- acıtma canımı, git! nasılsa dayanamaz gelirim peşinden
..

uğurlu bir tek gün..

uğurlu bir tek gün daha istiyorum Allah'ımdan..
hani akvaryumu temizleyen balığa kızıp,
insan haklarını aradığımız gün gibi,

hani bana fazla gelen makarnamı,
paylaştığımız gün gibi,


hani "memleket nire?" nin yanıtını ararken,
ankara savaşını ve timurun fillerini dinlemek zorunda kaldığımız gün gibi,

hani ankarayda inatlaşıp,
nerde duracağına karar veremediğimiz gün gibi,
hani sigara kağıdının yanmazlığını,
oksijenin varlığını bulduğumuz gün gibi,

hani ilk satrancımı oynayıp,
boyumun ölçüsünü aldığım gün gibi,

hani ellerini cebine sokup,
"üşüdüm be rukiye, şimdi votka olsa.." dediğin gün gibi,

hani hesap kağıdından gemi yapıp,
hesap ödeğimiz gün gibi,

hani..
hani..

hani işte öyle uğurlu bir tek gün daha istiyorum Allah'ımdan.
birlikte 24 saat daha..
uğurlu 24 saat daha..
sonra çekip giderim
"söz"..

dilimlerivayesev5764_03 herkes kadar sıradandı önceleri: uykumun herhangi bir yerindeki herhangi rüyalarım..

sonraları tatlı bizli rüyalarım oldular. “biz” neydi? biz ne zaman “biz” olduk ki? ve nasıl “ben” oldum geri?

daha da sonraları sevimlinin de sevimlisi rüyalarım oldu. “sevimli” neydi? yada sevimsiz?

şimdi mi? rüya görmüyorum. ama ne yalan söyleyim, rüyalarımdan çok uykularımı özlüyorum..

söyleyin peri kızına gelmesin artık!

emekli olmak istiyorum ben artık..


sihirli değneğin her dokunuşuyla toz pembe olan hayatımın peşinde koşturmaktan, aralıksız bindiğim balkabağının yaptığı arızalardan, saatin 12'yi her vuruşunda kaybettiğim cam pabucumu aramaktan yoruldum..


ocak başında külkedisi günler yaşamak istiyorum artık..


söyleyin peri kızına gelmesin artık, bir daha aşık olmak istemiyorum..

dalmışım daldaymışım..

 tree nefes almaktan çok, özgürlük çekesim var ciğerlerime..



geçenlerde bahçedeki erik ağacı ilişti gözüme. hani şu bizim kuru otlarla kaplı bahçedeki tek ağaçtan bahsediyorum. nedendir bilmem ilginç gözüktü gözüme. öyle ki dalların birinde buldum birden kendimi..

önce adettendir deyip, meyvesi var mı diye dalları bir kolaçan ettim. ama ne gezer, mahallenin haşarı çocukları tek yemiş koymamışlar ağaçta. “zavallı ağaç” diye iç geçirdim, tüm meyvelerini almışlar ondan, kimsesiz bırakmışlar onu..

neden sonra aşağıya baktım bir de. yerden çok yüksekte sayılmazdım. hani düşsem çok çok kolumu, bacağımı kırarım, dedim. ama düşmemekte fayda var, şimdilerde hasta döşek yatmanın zamanı değil.

neyse efendim, çıkmışken buralara bir de yukarı bakayım dedim. bir tek kuş dahi yoktu gökyüzünde. güneş desen bulutun ardına saklanmış. aman yahu sizle mi uğraşcam, diye kızdım bulutlara..
.
.

o ara meraklı bir komşu gördü beni dalda. meraklı ya hani, dayanamadı elbet sordu ne işim olduğunu dalda.. “hasbinallah, sanane be kadın” diye geçirip içimden, indim aşağı.e indim inmesine de kadın cevap bekliyor benden. ne desem, nasıl anlatsam bilemedim.. neden sonra cevapladım sorusunu:

- özgürlük yola çıkmış da ne yandan geldiğini görmek için çıktım ağaca..

bir süre baktı suratıma, sonra tam da beklediğim soruyu sordu:

- ne yandan geliyormuş peki?
- çok seçemedim ama aşağıdan gelmediği kesin..

&&&

hani aklımızın erip ermediği her işe burnumuzu soktuğumuz şu günlerde, dala çıkabilmek büyük bir özgürlük olmuş. daldan kendi irademizle inmek ise en büyük özgürlük..

o eski sahne..

“gitmeler,
bir tek bizi eksiltir ve inancı..”


bir vakitler siyahtı mürekkebim.. kalemimle döverdim; hak yiyeni, aç gözlülük edeni, savaşa gideni, masumu üzeni ve de bozuk düzeni.. derken gel zaman git zaman “aşk” bulaştı kalemime, kırmızı karıştı boyama.. gözüm görmez oldu; yüreğimden gayrisinin de acıdığını..

sade “aşk” yazdım beyaz sayfalara..
sayfalarım kirlendi..
her kirlenen sayfamı buruşturup attım çöpe. “aşk” yazılı tek sayfam kalmadı. üzüldüm önce, sonra uzun bir vakit bıraktım kalemi yere..
.
.

sonra bileğimden bir damla “kırmızı” akıttım boş bir yaprak üstüne, “aşk bu!” dedim, çevirdim yaprağı..

-kırmızı mürekkep bitti!
.
.

şimdi yeniden siyahla, yeniden o eski sahnede..

&&&

kaçmaları da susmaları da attım bir kenara..
susmalar, bir tek beni eksiltir..

- aşk mı?
- !?!

bumm!! yok oldu hayat

unbenanntdfg6nz - hava niye karanlık? dedim usulca.
- akşam oldu.. dedi

- peki ya gökyüzü niye ağlıyor? dedim sonra
- akşamın gelişinden ürkmüş de ondan, dedi
- iyi ama bu gökgürültüsü niye?
- üşümüş de titriyor gökyüzü..

..

- karanlıklarım, gözyaşlarım; hep akşama hazırlık şimdi. ama titremem sadece pişmanlığımdan..

hımm..

ne kadar da baska düşlerimiz..
ben avazım cıktğı kadar bağırırken aşka;o suskun, sade.. ben susarken, boyun eğerken hayata; o asiliklerde, baş kaldırmalarda düzene.. ben hayaline sarılıp uykulara dalarken; o geceye inat uyanık, ayakta.. ben her güne ilk onun adını anıp uyanırken; o düşünmeden tek kez uyuyakalmakta..ben yanımda olmasını, benle kalmasını düşlerken; o gitme hayallerinde..ben konusurken kendimle deli divane, isterken bu kadar,özlerken,küllenmek yerine körüklerken yüreğimi; o kaçışlarda..
ne kadar da baska düşlerimiz..
peki duyduğum bu istek niye? niye hala düşlerimde?
çok şey belki de istediğim, kendimi anlamamışken, bir başkasını, onu anlamak.. ama ne cok isterdim anlamayı, düşlerinde yer vermese de bana..
belki de zorlamamak gerek.giremezsin ki birinin düşlerine sadece sen istiyorsun diye. hem niye bu merak? sanene onun düşlerinden. sen mutlu olsana kurduğun hayallerle. bırak o ne düşlerse düşlesin.. kimse karışamaz ki senin hayallerine.. sarıl istediğin kadar, bagır, haykır seviyorum diye.. senden baska kimse duymaz, görmez nasılsa..kendi düşlerinle yetinmek gerek bazen.. sadece yapmayı bil!!

bir ömür aç kalsam..

vedigersacmalamalar_vanessa_baird1 " Onu vaktiyle evinde misafir etmişti, bu kadın. öyle çok sevmiş, öyle içi ısınmıştı ki Ona , gitmesini hiç istememişti. bu yüzden de bir çok ikramlarda bulunmuş, en güzel şekilde ağırlamıştı konuğunu. O da bu misafirperverliğin altında kalmamıştı. önce ışığıyla kadının kararmış yüreğini aydınlatmış, sonra da tüm sıcaklığı ile bütün evini ısıtmıştı.  gel zaman, git zaman aşık olmuşlardı. birbirlerini öyle çok seviyorlardı ki.. kadın bu sevginin gücüne çok inanıyordu ve hiç ayrılmayacaklarını, onun hiç gitmeyeceğini söylüyordu herkese. öyle ya nasıl da kenetlenmişlerdi birbirlerine. biter miydi hiç böyle bir sevda? kadın onun için neler yapmamıştı ki? Ondan öncesiyle ilgili ne varsa yok etmişti. O, kadının Onun için yaptıklarını görmezden gelemezdi herhalde.. tabiki gitmeyecekti. nankörlük etmeyecekti.

ama günün birinde kadın üşüyerek uyandı. O gitmişti. veda bile etmeden gitmişti. kadının  aşkı üşüyen  yüreğini ısıtmaya yetmedi. ama bir an olsun pişmanlık da duymadı, aşkından. biliyordu ki aşık olduğu ona geri dönecekti ve  O dönene kadar da onun aydınlattığı yer yüzü, kadının mutlu olması için kafi büyüklükteydi"

aslında çok kişi tanır buralarda bu kadını. ama hikayeyi başka türlü anlatırlar:

"bu kadın babasından kalan müstakil bir evde bir başına yaşamaktadır. uzun süren kış boyunca dışarı çıkış sayısı üçü beşi geçmez. bu süre zarfında aklını kaçırmış olacak ki, yaz geldiğinde kendini sokaklara atar, evine hiç girmez. bahçelerde parklar da yatar kalkar, olur. yazın sonlarına dogru bir gün, evinde ne kadar kışlık kazak, hırka varsa bahçesinde toplar ve büyük bir ateş çıkararak yakar. yakarken de bir yandan sözlerini uydurduğu şarkılar söyler; diye.. onu gören insanlar hayretler içinde diye düşünür. hastahaneye kaldırılır ancak doktorlar ruhsal sorunu bulunmadığını  söyleyerek taburcu ederler.

bir müddet sonra kış göz kırpar. kadın inatla üstüne kalın birşeyler giymeyi reddeder. bütünkışı üşüyerek geçirir. ve artık bahar gelmiştir. kadın bu arada yatak döşek yatmaktadır. komşuları yardım etmek ister ama o hepsini geri çevirir.bir süre sonra komşuları da bu inatçı kadınla ugraşmaktan vazgecerler.

yazın ilk günleri kendini gösterdiğinde, kadın da ruhunu teslim eder. komşularının onun öldüğünü anlaması epey bir vakit sonra olur.kadının eşyaları toplanırken, kadın tarafından yazılmış bir kağıt bulunur. pek çokları için manasız, karalamadan farksız olan şu  cümleler yazmaktadır  kağıtta;
"

iki hikayenin de ortak noktaları vardır aslında.. ama farklı olan yanları da coktur.. "hangisi dogrudur?" diye sorarsanız bence ikisi de dogru değildir. benim inandıgım hikaye bunlardan biri değildir. benim inandığım hikayede "kadın bilgiye aşıktır, aydınlıga aşıktır ve bunun için  mücadele etmiştir. geçmişini yada hırkalarını değil; cahilliği ve bilgisizliği yakmıştır, yok etmiştir. bu durum pek çokları tarafından yadırganmıştır. ama kadın onlara  cevap yetiştirmek  yerine  < aydınlığa olan açlığını>körüklemeyi tercih etmiştir"

&&&

aydınlanmaya duyulan açlık en güzel açlıktır. hep aç olmak ve hiç doymamak dileğiyle..